22 Şubat, 2019

· Kaçkarlar da endemik çiçeklerden, "Haseki küpesi"

Olcay Birdal Doğa fotoğraflarıMirtha Cardenas Gallardo ile birlikte.
Olcay Birdal Doğa fotoğraflarıMirtha Cardenas Gallardo ile birlikte.
Kaçkarlarda endemik çiçeklerden,Haseki küpesi

Fırat'daki mahzun Vatan da gitti..


Necati Çavdar profil resmini güncelledi.
Fırat'daki mahzun Vatan da gitti..
Ve ...
Avrupa topraklarımızdaki Tuna nehrinde ki Adakale'den sonra..
Ana karadan ayrı olarak “başka ülke sınırları” içinde kalan Asya’daki bir asli VATAN; Fırat’daki Süleyman Şah da terk edildi..
Hem de çapulcu tehdidine karşı, kendi ellerimizle yerle bir ederek..
Ey kansızlar..!
Yerle bir etme gücünü tehditlere karşı "kahredici" yumruk olarak kullanamadınız..
Bayrağı sökmek....
Yok güvenli yere taşımışmış...!
Külahıma anlat..
Mekke’nin- Medine’nin çapulculara teslimi gibi..
Şam’ı Şerif’in
Kudus’ün..
Halep’in..
“İngiliz ebedi dostluğu adına” kaydıyla koca Musul’un işgalciye ikramı gibi..
“Süleyman Şah” ismiyle sembolleşen VATAN, hem de kendi kararımız, kendi güçlerimizle “işgal edilerek” kim olduğu bile bilinmeyenlere ikram edildi.
Bunu dünyanın o günkü “devleri” en zor şartlarda Lozan’da bile yapmayı akıl edememişlerdi..
1915den 2015 ‘e bunu da yaşattınız..
Allah korusun
Gaziantep, Urfa, Hatay vs nereye taşıyacaksın?
Yangını dindirmek,
Su içmek için hangi “EŞME”yi bulacaksınız..
Sen, o, ve siz..
Aklınızı başınıza alın..
Yerinden sökmek değil yerinde korumak için varsınız..
Geride kalan çöp dahi olsa orayı koruyun..
Ve daha güzelini yaparak Bayrağı, söktüğünüz yere dikin..
Aksi halde;
Belki millet unutur, uyutulur..
Fakat Tarih ve gelecek nesil “Af” etmez..
1996 da Ankara’nın göbeğinde Bayrağın anarşistlerce indirilmesinde;
Zannetmeyin; devletindir, bayrak
Bayrak; histir, ruhtur, devlet; hadimi
Bayrak inince; devlettir biten
Koruyan halktır, halk yücelten
Yönetim; koruyamaz, bazen indirir
Halk; sahip çıkar, en yücelere çektirir...
Zira bayrak; devlet değil, milletin sembolüdür
Millet; devletsiz durur, bayraksız olmaz.
Ey devlet, sen koruyamazsan çekil! ...
O; millet kanındandır, millet; indirtmez
Buluşmaktayken Gökbayrak’la Albayrak
Yanan en son ocağı; millet, söndürtmez... “ diye haykırmıştık..
Bayrak yine bu defa “Devlet” eliyle indirildi. “Vatan”, terk edildi..
Bu gün 22 Şubat, karakış..
1915den 2015 ‘e bir VATAN daha gitti..
İş ve vazife milletindir.
Bu gün olmasa yarın..
///////////////////////////////////
ŞAH idim.. Oldum MAT..!
“Süleyman Şah Türbesi” taşındı
Fırat kenarında uyur, bir Şah idim
Güç kazanır millet, bitecek zillet
Beklerdim gelecek; Yavuz, yiğidim
Uyanır millet, uyandırır Devlet..
Avrupa’da kırılan kol, Asya’daki bacak
Afrika’da sararan gül, yeniden çiçek açacak
Baş gövdeyle tekrar buluşup, kucaklaşacak
Umardım yine sedamızı duyan, inine kaçacak
Beklerdim “Beyaz atlı” bir yiğit; gelecek
Eyup’da kılıç kuşanıp kanatlanıp uçacak
Destursuzca bir çırpıda Fırat’ı geçecek
Ceddini SELAMlayıp, ümranları aşacak
Beyaz kefenle Şam’da Cuma kılacak
Kavimler bir bir gelip selam duracak
Adaleti; huzur.. Celadeti; korku salacak
Derebeyler; dizi dizi Divan duracak
Umardım ki esir illerde, bayram olacak
Selahatdin olup, Kudüs; salah bulacak
Dağılan/dağıtılan halk, yeniden millet olacak
“Hadimül Harameyn” şerefini alacak
Zalime korku, mazlum güven duyacak
Arkadan gelen Süleymanlara yollar açacak
Dicle ve Fırat’a vurulan zincirleri çözecek
Önündeki engelleri aşıp, Nil’e katacak
Ölümü öldüren iki nehir, bir olup coşacak
Fırat ve Nil korku bilmeden yaşayacak
Tunalar, Araslar, Niller, Dicleler,Fıratlar..
Kişneyecek bir uçtan bir uca kıratlar
Cevelan edecek yağız delikanlılar
Tuna’da da abdest alır Nil’de yıkanır
Salih amel işler, kötülükten sakınır
“Selam” taşıyacak cevval elçiler
Huzura susamış âlemde yankılar
İkbal; kanatlanıp, duran Asır; coşacak.
Kükreyecek gençlik bentler yıkacak
Dalgalanacak muştular, köşe bucak
Davullar çalınıp, kınalar yakılacak
Sevinçten Tuna’nın gözü yaşaracak
Irmaklar, mecrasını bulup akacak
Yarım kalan hesapları bir bir soracak
Her ektiğini bin bir başakla biçecek
Milletin kör talihini kara bahtını açacak
Karadan ermez ise havadan varacak
Kovalayıp füzeyle fezada bulacak
Medeniyette yeni yeni çığır açacak
Karanlığı delip “Ak çağları” açacak
Ovaları, çölleri geçip, dağlar delecek
Setler yıkıp Irmakları denizleri açacak
Gerekirse armadayı karadan sürecek
Çok uzak ummanlara yelken açacak
…………….
Duyulacak cihanda adı Yezdan’ın
Anılacak her mecliste yâdı Osman’ın
Vurulacak fermanlara “mührü Süleynan”
………..
Aslını unutmayacak ŞAH, beklerdim..
Gölgelerden korkup MAT, ettiler
Kırılan kol bacak, sarılır derdim
Birde imha ederek çekip, gittiler
Vakar, asalet, hüner vardı şanlı soyunda
Kükrese de bilinmiyor hangi oyunda
Belli değil hangi yosma yatar koynunda
Geziyor; “Siyon yıldızlı” tasma boynunda
Ne zillet ki dans ediyor “Haçlı” kolunda
Bir işaret, iz bırakmıyor Kudüs yolunda
Kaçar mı? Hangi Hakan, hangi Sultan
Kaçırdılar; Şah’ın ismiyle sembolleşen
Söküldü tapular; ne iz kaldı ne nişan
Örtmüyor hiçbir kılıf, de; ne desen
Dayanmaz yürek, kabul etmiyor vicdan
Eyvah.! Nedir bu felaket, çektiklerim
Kaçırdılar, “alameti”, hani Sancağım..?
Sevinçten sarhoş olup mâlamat ettiler
Mahşerde de olsa hesabını soracağım
Zilleti, millete “Zafer” diye ikram ettiler…
Hani nerde dikilen o çil çil kubbeler..?
Yıkıp hanemi, “seyyar türbe” icat ettiler
“Kaçırdık” diye sevinçle secdeye gittiler
…………….
Vatanın her taşı bir, hangisi büyük..?
Yakındı bizim diyar, oldu uzak
Sırtında yük.. Kurulmuş tuzak
Kurtulmak mı?.. İmha et ve yık
Topla tası tarağı, tez elden çık
Çekilmeyi acizler; şeref sayar
Kendine anlatır, kendi kanar
Göremez.. Başını kuma gömer
Zafer çengisi söyler, kendi oynar
Şu hale; aşıklar yanar da yanar
Analar parçalanır, atalar ağlar
Zalimler kaçmayı saysa da zafer
Sandukaları gezdirse diyar diyar
Kirlenir yüz, ne şeref kalır ne ar
Kaçmayı/yıkmayı sayar da fazilet
Vatan, hatıra; vermez bir kıymet
Arar; aczinde, korkaklıkta izzet
Unutmaz; tarih, kayda geçer zillet
Üstü örtülse de an olur, hatırlar millet
….
Diyorlar; “Başarıyla terk ettik” toprağı
Hem de yıktık, yerle bir ettik kutlu otağı
Ne zannedersin, kırdığın mezar taşını
Unuttun mu, sildiğin onca gözyaşını
Hülyalara salan, mahzun çeşme başını
Hâkimiyeti terk edip başarı aldık
Vaveyla ile getirdikleri üç sandık
Kimimiz yandı, kimimiz kandık
Ervah ağladı, yağmurdan sandık
…………
Gerekçesi uyduruk, tam kara mizah
Sandılar gün doğmaz, olmaz sabah
DEAŞ vahşetiymiş bütün korktukları
“ Kobani Kantonu” da muhatapları
Kimlere teslim etti, koca teşkilat
Pes edip çekiliyor, güçlü devlet
…………..
Unutulmaz elbette söken bayrağı
Geceler gebe. Bekle; söken şafağı
Gelecektir Caber’e çeken bayrağı
Fetret de biter. Gitti; çoğu. Kaldı; azı
Geçer elbet sonbahar kışın ayazı
Yaşarsın çiçekli baharı hasatlı yazı
Söylenir türkün, dinler çalınan sazı
Boşuna mı bu mazlum milletin niyazı
Tuna’ın daveti, Dicle’nin çığlığı Nil’in avazı
………..
Sinesinde barındırır yiğit ahfadı
Sona erecektir mutlak feryadı
Düğümleri çözüp, açan kapıyı
Yıkan tuzakları, sakat yapıyı
Sahteleri yırtıp, sağlam tapuyu
Gelecektir, kuracak kutlu yapıyı
Divane; çekme yeter bu gam.!
Bu gün değilse de gelecek o an
Tarih şahittir, bekliyor atan
İstiyor, umuyor kefensiz yatan
Şafak; söker..Ağarır; yeniden tan
Bir yiğit gelir, Neslimizden
Geçmişi bilen geleceği gören
Bileği çok güçlü, aklı eren
Görülür; hesaplar, yeniden
Ayrılır; aklar, karalardan
Dirilir; millet.. Bütünlenir, vatan..!

Yine Ab-ı hayat verir, kutlu pınar
Kurudu sanma, dalları kırılan çınar
Mutlak yeşerir, sararsa da yaprak
Zannetme; unutulur, sökülen Bayrak
Caber’e Caber’e yeniden dikilir Bayrak
Necati Çavdar
Ahimesut/Alsancak -24 Şubat 2015
////////////////////////////////////////////////////////////
SAIRIN Yeri Necati ÇAVDAR
Yorumlar
  • TC Mustafa Zor Ey kansizlar,,,,! ,,,denen kim kimler.
    Kadir Yılmaz Simdi ne demeli bilmiyorum desem yalan olur. Sayfalara sigamayscak kadar söz var dagarcigimda. Sahip çikamayanlar ve ardindan gidenler utansin
  • .TC Mustafa Zor ABD nin ve ISRAELIN uzun vadeli planlarina TERS duran ne varsa, , , onlarin tabiri ile DÜMDÜZ ediliyor ( israrla BOB diyoruz.)

At Ahırlarında Bir Umut! albümü ... Ulucanlar/Ankara Cezaevi

https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/10153985455397700

Necati ÇavdarAt Ahırlarında Bir Umut! albümüne 20 yeni fotoğraf ekledi.
At Ahırlarında Bir Umut!
Feride :
httpa//www.antoloji.com/feride-7-siiri/
Biz İÇİN :
Güneş Doğunca Batar
httpa//siirler.love.gen.tr/necati-cavdar/gunes-dogunca-batar.html
Görüş Günü
httpa//www.siirevreni.com/modules.php?name=News&file=article&sid=11475
Görüş Günü
Bu gün görüş günü;
Ses gelir:
Veliii..
Ziyaretçi var
Dost kardeş bir arada
Kalpler efil efil
Telden tele mendil sallar
Yürekten yüreği selamlar
Delin olmuşum; mapushane içinde
Seni senden sormaya dayanamadım
Yarın diner mi o görüşün ateşi..?
Kalpten kalbe mendil sallar
Candan cana selamlar..
Necati Çavdar
Feride' için yazdığım gibi hapsane ile ilgili bir birine ek olan şiirlerin, ayrılmasıyla oluştu “Görüş Günü “ ve ”Çığlık” ismini verdiğim kitap da da zeten ekli olarak yazıldı.
'Görüş Günü 'aslında başlık değil, 'Bu gün görüş günü' diye başlayan bölümün bir mısrası.
Ve ben uzun şiirden ayırmak için “görüş günü” başlığını koyarak gönderdim.
Camlar ve teller arasından ziyaretçi kabul edenler..
Ve o ziyaretçilere, hele de kucağında çocuğu ile gelen “yar” ise “ nasılsın?
Diyemeyenler
“ Delin olmuşum; mahpushane içinde
Seni senden sormaya dayanamadım” diyebilir.
Görüşün sevinci ile- yanında jandarma yada gardiyanlarda olsa – giderek, ziyaretçilere bir şey belli etmese de dönüşün acısını yüreğinde duyanlar,
“Yarın diner mi o görüşün ateşi..?
Kalpten kalbe mendil sallar Candan cana selamlar..”
der veya denileni anlar.
Gerçektende ziyarete gelenleri -gardiyanlar, jandarmalar eşliğinde-görerek, başı önde geri dönüşünü, koğuşuna girişini, yatağına uzanarak kendi başına kalışını, bir sigara tüttürüşünü..
Hele de bir suçu fikirse…
Ancak yaşayan bilir..
Ve Şiir 'Biz için” diye devam ediyor.
Bu bölümde şahsi çıkarı değil ama toplumumun menfaati için düşünen “fikri için içeri atılanlar” için özellikle Mamak’dan Ulucanlar’a gelenleri görünce yazdığım bir bölüm.
“BİZ İÇİN
Zonk zonk zonklayan beyni,
Çilesi, fikir..
Bir garip inler ta uzaktan! .
. Sana senden de yakın.
Sana sevdalı..
İnsan için, sen için..
Her an dilinde şükür
Bir yiğit sesi gelir zindandan
Zulmü katık yapmış ekmeğine
Sen için, ben için, biz için..
Feda etmiştir kendilerini
Biz için.
Senin hayalin;
Onun hayat kaynağı.
Neden yaşamayız
Biz için,
Hepimiz için..”
Necati Çavdar, edebiyat çevrelerinde gezen..
Sanatı “ desinler “ diye yapan ve onun gereğini yerine getirenlerden değildir.
Hiç bir edebiyat akımının takipçisi ve bendesi değildir.
Hemen hemen bilenen hiçbir kalıba vurulamaz ve hiçbir ideoloji, ya da resmi söylemlerle tarif edilemez.
Kendine has bir kişilik ve üsluptur.
Yazdıklarını da yaşayarak yazar, acılarını yüreğinde duyduklarını kaleme alır.
Belki sanat ve edebiyat değeri de yoktur.
Ama o yazar.
Ötesi boştur.
Türkçenin imkanları bu..
Ana sütümüz.
Duyguları ifadede kullanabileceğimiz tek araç ve ortak dil.
Belki de duyguların evrenselliği..
Hakikaten sanalda olsa bir dönem mahpuslara düşmüş, acılar çekmiş insanlarla ayın kelimelerde aynı duygu yoğunluğunda birleşmemiz mümkün ola buluyor.belki öyleleri de vardır.
Böylece ' görüş günü'de 1983 yılında şöyle bir uğrayıp geçtiğimiz Ulucanlar At Ahırları'nda yaşanan hadiselerin birer yansıması .
Saygılarımla..
//////////////////////////////////////////
Bu gün gazeteleri tararken Yenişafak gazetesinde 'Türkiye'nin en ünlü Cezaevi tarih oluyor ' başlıklı bir haber özellikle dikkatimi çekti.
İçine hüzün oturdu.
Ve bu gün nice zamandır uğramadığım necaticavdar@gmail.com adresimi açtım.
Şiir Evreni’den mesaj var
. Çeşitli zamanlarda yazdığım şiirleri göndermiştim.
Sağ olsunlar bunları belirli zaman aralıkları ile yayınlıyorlar.
Bu defa “Feride”yi yayına koymuşlar.
Ve bunun içinde güzel insanlar zahmet ederek yorum yapmışlar. Farklı bir duygu.
Ulucanlar Hapsanesi ve Feride..
Siz tesadüf deyin ben “Kader… Takdir..” deyim..
Geçtiğimiz Pazar günü Mimar Sinanın Ankara’daki tek eseri Cenabi Ahmet Camiini ziyarete giderken önünden geçerek sevgili eşim ve yanımızdaki akrabalara “bizim mekan” dediğim yer..
Hemen Yenişafak gazetesini aradım. Ali Eyvaz kardeşimden haberin kimin tarafından yazıldığını öğrenmek için sordum.
”Bilmiyorum. İmzasız ise ajans yapmıştır” dedi.
Başkan Melih, bir zamanlar Ankara’ya geldiğimde “orduevinde yer yok”” cevabı aldığımız için yakında bulunduğundan gelerek zaman zaman kaldığım eski şehirlerarası terminal yanındaki oteli yıkarak şimdi yerine dev “Başkanlık Sarayı” yaptırıyor.
Yani bir bir hatıralarımız zamana dayanmıyor, yok oluyordu.
Ulucanlarda öyle işte..
Neyse..
1980 yılında Hakkari Yüksekova'da iken..
Herkesin arkasından söylediği şekli ile bir 'Şerefsiz'in yüzüne karşı, bizde 'Şerefsizliğini' açıkça ilan etmiştik. Başka bir “şerefsiz” şahidi oldu. Verdiler askeri mahkemeye. Van, askeri mahkemesi, 'beş gün cezamıza, iki gün infaza, üç gün hapis yatmamıza' karar verdi.
Ancak karar, uygulanmayarak başka bahara havale edildi.
Bu arada Kenan “kaniatın” düdüğü öttürmesiyle, dış dünyayı kapatılan memleketimizde, meşhur söylevlerinden birini vermek ve ilk seyahatini Van’a yapmak üzere yola çıkarken bizde acilen Yüksekova’dan, “ordu”dan ayrıldık. Ceza, zaman aşımını beklemek üzere kaldı.
Ailemiz Çorum’da biz Ankara’ya yerleştik.
Fakat, adresimiz ve yerimiz bilindiği halde bir başka şerefsiz, halkın içinde rencide etmek isteyerek yaşlı babamı sıkıştırmış.
Babam bunu bana intikal ettirdi.
Hemen kağıdı kalemi alarak sözde o yetkili işgüzara mektup yazdım, adresimi de belirttim.
Alaca, Ankara’ya yazmış, onlar da Dikmen karakoluna.
Benim Demetevler’de işyerim var.
Dikmen polis karakolundan bir görevli gelerek durumu söyledi. “Buyurun” dedim. Kim korkardı.Hain kurttan?.. Zira eskiden 4 milyon metrekare resmi sınırı olan bir ülkeyi 2 milyon kilometrekare teslim alan “İT”ler, ülkenin tamamını düşmana teslim ederek kaçmış.. Kalanların bir kısmı ise 585,576 kilometrekaresine razı olarak “ kurtardık” diyerek tümünü millete hapsane yapmışlardı.
“Netekim” Kenan Kaniat da biraz daha sıkı olsun diye tüm ülkeye kilit vurmuştu.
O nedenle ha içeri ha dışarı fark etmiyordu. Adresimi,- üstelik mektup yazarak verdiğim -gözünü sevdiğim devletimin görevlileri bularak hapse koyma işlemini yapmak üzere “polis” göndermişlerdi. (Dikmen karakolundan dönemin polisi Cabbar! -eğer yaşıyorsa kulakları çınlasın- o işleri yi bilir..)
Böylece hayatta neler olup olmadığına bu cepheden de bakmak için Ulucan’lara 1983 yılında 'üç günlüğüne' bizde misafir olmuştuk.
Zamanında jandarma kışlasını hapsane yapmışlar. Yönetim binası karargah.. At ahırları da koğuşlar.. Ha.. Seyislerin kaldıkları yerlerde varmış!
Bunlarda özel misafirlere tahsisli gözde alanlar, yani “Köşk”..
Eee..
Ahıra göre gerçekten buralar “köşk” konumunda idi.
Hatta Ecevit’e tahsisli olanına da “ Hilton “ diyorlardı.
Kimler gelip kimler geçmişti. Kader…
Ülkeye çivi çakmayanlara inat, yüce dağlar arasında yol vermez, kervan geçirmez “Zap” suyunu aşmak, altı ay gün yüzü görmeyen insanların biraz olsun” nefes” almasını sağlamak üzere asma köprü yapan Denizleri; burada, kavak ağacı dibinde…Yani yönetim binası önünde bir sabah, ibreti alem ve yeryüzünde kötülükleri savmak(!) adına sallandırmışlardı.
Doğru yanlış..
Sağcı, solcu..
Bu ülke için düşünen, yazan bir çok insan önce Mamak, sonra buradan geçiyordu. Onlar “siyasi” olduğu için dışarı çıkamıyor. .Bizler ise “at ahırlarında” geçireceği günü az olduğundan “mahpusluğa” bile layık insanlar görülmediğimizden olacak, istersek onlara yemek götürebilirdik.
Öyle yaptım.
Ve onlardan Mamak hikayeleri dinledim.
Ve onlardan birilerinin söylediği şu sözler hiçbir zaman kulağımdan çıkmadı. “Bir gün gelecek.. Buraların..Mamakların..Kitapları yazılacak… Şiirleri yazılacak..Tiyatroları oynanacak”
O günün şartlarında sıradan(!) sözlerdi.
Ama bu gün galiba o gün..
O tanıklık ve hayat tecrübesi içinde bizde geçtik Ulucanlar at ahırlarından..

Koğuşumuzda Murat isminde bir genç vardı..
Hiç kimse ile konuşmayan.
Sadece el işi yaparak hem gününü geçiren hem de ihtiyaçlarını karşılayan..
Gönüldekini nakışlara döken genç.
Gizliden gizliye “müebbet alacağı” söyleniyordu meraklı kulaklara..
Artık bizim için içerdekilere “veda” zamanı gelmişti.
O vedaların kalanlar için ne kadar zor olduğunu çeken bilir.
Herkesle “veda” ettim..
Ancak sırı ona gelince…
Murat için yapamadım.
Veda sözcüğünü ya da onu çağrıştıracak bir kelime söyleyemedim.
Ona “Dışarıdan bir isteğinin olup olmadığını” sordum.
Hiç kimseye konuşmayan, sorulan sorulara cevap vermeyen delikanlı Murat, başını kaldırdı, el işinden “Ulus’daki Feride’ye selam söyle” dedi.
Kimdi Feride? ..
Sormadım.
Adres de almadım.
“Tamam! ” der gibi hüzünle selamımı kalbime yazarak ayrıldım Murat’tan..
At ahırlarından ayrıldıktan sonra yönümü Ulus’a çevirerek, tam heykelin bulunduğu alana gelip, “Feride Murat’ın …Selamı var” diye farklı yönlere dönerek farklı yerlerde birkaç kez tekrarladım.
Yanımda yöremdeki insanların “bu adam kime diyor? ” diyerek çevrelerine baktığını hatırlıyorum.
Onlar, belki de “kafayı yemiş biri” zehabına kapılarak “hüküm “ vermiş de olsalar, aldırmadan yoluma devam edip, yuvama döndüm..
İşte bu şiir..
Umudu tükenmiş bir delikanlının nice canların alındığı “Ulucanlar” atahırların da içinde beslediği bir umut mu bilmiyorum?
O Feride’nin anlatımıdır.
Kim ne, anlarsa..
28 Haziran 2006 –Ankara
Necati Çavdar
FERİDE
Alırlar gece; “malı”
İster, gündüz..
“Kanun adına” canı
Gaye, korumak;
Köhne düzeni.
Uymasa da sisteme
İzanı..
İbrahim ne yapar?
Hiç mühim değil.
Hasta ana aç yatar
Emir, onun değil.
Hemen zindana atar.
Baba gitti..
Suçu: fikir
Aç bilaç kalmışsın
Zira cezayı;
Dünyaya gelmekle almışsın
...
Kapı, geniş
Hücre, dar
Kilit arkasında
Ayrı dünya var.
Hemen çabuk
Yeni şekle uymalısın,
Çileyi beyninde duymalısın
.......
Dışarı zulmette;
Beyinler taş
Rutubetli zindanda;
Aydınlık, loş
Nefes almıyor
Hava, leş
Verilmiş, hüküm
Ümitler sönmüş
Bakışlar, boş
Elinde el işi Murat;
Neye, niçin koş..
Toprak yeşile hasret
Gelmez ki bir kuş.
Elveda...Kaçıncı, veda?
Bir kez etmiş, gerisi boş
Selam mı..?
Belki hayali, geride..
1983/ÇIĞLIK
//////////////////////////////////////////////
Komşum Veyis Taşdemir'in ısrarlı teklifiyle
Ulucanlar Cezaevi müzesini ziyaret ettik..
at ahırlarından/ 20 Şubat 2016 cuma
Fotoğraflar / ////////////////////////////////

Necati ÇavdarAnkara Ulucanlar Cezaevi'de.
Bölükbaşı, Hilton'da
Hilton, Bölükbaşı için yapılmış.
Komşum Veyis Taşdemir'in ısrarlı teklifiyle
Ulucanlar Cezaevi müzesini ziyaret ettik..

#KIZILBEY Türbesi ve #ÇİRMEN SOKAĞI ... KARACABEY

  Necati Çavdar ,  Angara sokakları  albümüne fotoğraflar ekledi S s e n d p r o t o h k 1 t h 0 i a l 0 8 i f A 0   c g 0 6 2 a 5   2 3 4 2...