23 Nisan, 2019

23 Nisan Çocuk Bayramı...! Çocuk bayramı diyenler çok muzip olmalı. Zira var olan meclisin sadece 12 gün sonra Angara da içtima etmesine "yeni meclis açıldı" denmesi çocuk kandırmacasıdır.



Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava


23 Nisan Çocuk Bayramı...!
Çocuk bayramı diyenler çok muzip olmalı. 
Zira var olan meclisin sadece 12 gün sonra Angara da içtima etmesine "yeni meclis açıldı" denmesi çocuk kandırmacasıdır.

İttihat Terakki'nin darbe yaparak tek başına zorla iktidara geldiği Tek partili 1914 meclisinden sonra İşgal döneminde seçimler yenilenerek Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı 12 Ocak 1920’de Fındıklı’daki binasında 72 mebusla toplandı. 
Osmanlı askeri memuru olarak sonradan Samsuna gönderilecek olan Mustafa Kemal de Erzurum mebusu sıfatını taşıyordu. Ancak meclis çalışmalarına fiilen hiç katılmadı.
Bu meclis, işgal altındaki toplantısında bile Misak-ı Milli’yi ilan etme başarı ve azmini gösterdi.
Osmanlı Mebusan Meclisi 28 Ocak 1920'de "Misak-ı Milli"yi kabul etti ve 17 Şubat 1920'de de bütün dünyaya duyurdu..
Misak-ı Milli’nin açıklanmasından kısa bir süre sonra, 16 Mart’ta İngilizler tarafından basıldı. Kimi milletvekilleri işgalcilerce tutuklanarak Malta’ya sürgüne gönderildi.
Meclis fiilen dağıldı.
Toplanamayan Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı 11 Nisan da fesh edildi.


Bunun üzerine Meclis’in işgalden uzak çalışabilmesi için Ankara’da toplanması karar alındı.
Sadece 12 gün sonra var olan devletin meclisi olarak Osmanlı Meclisi Ankara'da i Büyük Millet Meclisi’ adıyla Cuma günü ve Hacıbayram'da topluca kılınan Cuma Namazı sonrası dualarla ve kurbanlarla toplandı..
Zira BMM, Meclis-i Mebusan’ın çok açık ve net devamıdır.
İstanbul’dan gelmeyen veya gelemeyen mebusların yerine vilayet meclislerince yapılan seçimlerle teşekkül eden meclis,  kaldığı  yerden çalışmalarını yürütmeye başlayarak İstanbul'daki son oturumda görüşülen Ağnam Resmi’nin (koyun ve keçilerden alınan verginin) artırılması teklifi, Ankara'daki mecliste kanunlaştırıldı.
Mebuslar "Makam-ı hilafet ve saltanatın, vatan ve milletin istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi!" şeklinde yemin ettiler..
Misak-ı Milli aynen kabul ve ilan edildi.
Ankara’da toplanan Osmanlı meclisi,aynı devletin meclisi olarak aynı anayasaya (1876) tabi şekilde çalışmalarını Ankara’da sürdürmüştür.
Halifeliği kaldırarak Osmanlı devletine son veren Meclis; daha sonra yenilenen ve tek adam , tek parti hakimiyetindeki Lozan’ı iki saatte kabul eden meclistir
23 Nisan 2017
Ahimesut /Alsancak 


Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi


Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık ve açık hava

Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, kalabalık ve açık hava



Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, açık hava ve su


//////////////////////////////////////
[#BİR 23 #NİSAN #TAHLİLİ]....
#TBMM’NİN BİR TÜRLÜ #ANLATILMAYAN #KİMLİĞİ*
Daha sonraki dönemde ideolojik kurgularla farklı bir açıdan izah edilse de TBMM ne saltanat rejimine karşı bir ihtilâlin eseridir ne de Batılı aydınlanma fikrinin siyaseten ete kemiğe bürünmüş halidir. Bunun en büyük kanıtı TBMM açıldığında kürsü arkasındaki levhada Voltaire ya da Montesquieu’dan bir sözün değil “#Ve #emruhum #şûrâ #beynehum” ayetinin yazmasıdır.
Takvimler 16 Mart 1920’yi gösterdiğinde hilâfet ve saltanat merkezi İstanbul, Batılı güçlerce işgal edilir ve Mebusan Meclisi çalışmaz hale getirilir. Bu noktadan sonra 20. yüzyılın politik ve sosyolojik açıdan en ilginç meclisinin oluşum süreci başlamıştır.
En ilginç meclis dedik çünkü tarih boyunca Batı ülkelerindeki parlamentolar yönetimde krala ortak olmak isteyen sosyal sınıfların ihtilâlleri sonucu oluşmuştur. TBMM ise bambaşka dinamiklerin eseridir. Daha sonraki dönemde ideolojik kurgularla farklı bir açıdan izah edilse de TBMM ne saltanat rejimine karşı bir ihtilâlin eseridir ne de Batılı aydınlanma fikrinin siyaseten ete kemiğe bürünmüş halidir. Bunun en büyük kanıtı da TBMM açıldığında kürsünün arkasındaki levhada Voltaire ya da Montesquieu’dan bir sözün değil, Kur’an-ı Kerim’in “Ve emruhum şûrâ beynehum” (Onların işleri aralarında danışma, görüşme iledir) ayetinin yazmasıdır.
Batı’ya karşı Kur’an-ı Kerim’in ayetinin altında toplanan 115 memur ve emekli, 61 medrese hocası, 51 asker, 26 çiftçi, 37 tüccar, 49 avukat, 51 hekim, 8 tarikat şeyhi, 6 gazeteci, 5 aşiret ağası, 2 mühendisten kurulu TBMM, çok renkli sosyolojik yapısıyla da Batılı emperyalizme karşı kurulmuş bir İslâm seddidir desek yeridir.
Yazının başında dediğimiz gibi süreç İstanbul’un işgaliyle başlar. İşgalden hemen sonra Temsil Heyeti başkanı Mustafa Kemal Paşa, İslâm âlemine bir bildiri yayınlar. Bildiride: “Mukaddes İslamlığın yüksek halifelik merkezi olan İstanbul, Meclis-i Mebusan ve bil cümle hükûmetin resmi kurumlarına el konularak resmen ve cebren işgal edildiği ve bu tecavüzün saltanat-ı Osmaniye’den ziyade hürriyet ve istiklallerinin yegâne dayanağı olan bütün âlem-i İslâm’a yönelik olduğunu” belirtilir.
Sonraki dönemlerde Millî Mücadele’yi ve TBMM’nin kuruluş hamlesini Fransız İhtilali’ne ya da Sovyetlerin Ekim Devrimi’ne benzetmek için uğraşan ideolojik akıllar yine Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Nisan 1920’de yaptığı konuşmaya birden bire kör kesilirler. Ne diyordu Mustafa Kemal isterseniz kulak verelim: “Saltanat makamı aynı zamanda hilâfet makamı olduğundan padişahımız, İslâm toplumunun da başkanıdır. Çalışmalarımızın birinci amacı ise, saltanat ve hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza Millî İradenin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamı yabancı esaretinden kurtararak ulü’l-emrin (Padişah) yetkisini düşmanın tehdit ve zorlamasından serbest kılmaktır”
Dikkat edilirse işgalden hemen sonra yayınlanan bildiri, yalnızca Türk milletini değil İslâm âlemini muhatap almaktadır. Bildiride net bir biçimde ortaya konulduğu üzere niyet ne İngiltere’de olduğu gibi krala, ne Fransa’da olduğu gibi saltanat fikrine ne de Rusya’da olduğu gibi politik düzene diklenmektir. TBMM’yi kuran düşünce, İslâm âlemine yapılan Batılı sömürgeci saldırıya karşı ortaya konan bir iradedir.
SUNUSÎ’NİN SİVAS’TAKİ HUTBESİ
“Ey Anadolu’nun kahraman İslâm mücahitleri! Her tarafınızı düşman sarmışken hiçbir şeyden yılmayarak gaza meydanlarında can veriyor, İslâm’ı müdafaa ediyorsunuz. Bu ne büyük şereftir. Siz yalnız değilsiniz. Yüzlerce milyon Müslüman gözelerini size dikmiştir. Fetih ve zafer yakındır… Aman kardeşlerim! Sabır ve sebatta devam ediniz, sakın aranıza ihtilaf düşmesin…”
ALİ ŞÜKRÜ BEY’İN HİTABI
“Biz esaret altında inleyen bütün âlemin nasıl kurtarılabileceğini ispat edeceğiz. Onun için bizim sesimizi kısmak istiyorlar. Ama efendiler, göreceksiniz ki biz onların sesini kısacağız.”
MAZLUM MİLLETLER ANLAYIŞI
Bildiriden hemen sonra faaliyete geçilir. Yapılan seçimler sonucu tespit edilen milletvekilleri ve İstanbul’un işgalinden kaçabilen mebuslarla oluşan TBMM, içeriğine bakıldığında kesinlikle Batılı parlamentolardan farklıdır. Bu nedenle TBMM’nin oluşumunu sadece Türkiye tarihine dair bir politik gelişme olarak görmek açıklayıcı olmaktan fersah fersah uzaktır. Bunu bizzat TBMM reisi Mustafa Kemal Paşa 1922’de meclis kürsüsünden şöyle dile getirmiştir:
“Türkiye’nin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye, büyük ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.”
Burada vurgulanan “mazlum milletler” anlayışı adeta TBMM’in temel fikridir. Mazlum Milletler kavramı daha çok sömürge altında yaşayan ve İslâm âleminde bir liderlik rol modeli arayan İslâm ülkelerini işaret etmektedir. Zira Millî Mücadele faaliyeti ve TBMM’nin kurulmasının temel düşüncesi Anadolu ve Trakya Türklerinin kurtuluşu yanı sıra tüm İslâm âleminin emperyalist saldırılara karşı savunulmasını esas alır. Bu bir iddiadan öte hem Millî Mücadele’de yaşananların hem de Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın beyanıyla sabittir.
POLİTİK ÇOKSESLİLİK
23 Nisan 1920’deki Meclis’in namazlarla, dualarla, hatimlerle ve kurbanlarla açılan, yani törenin tamamen dinî bir hava içerisinde düzenlendiği söylenir. Ama ileriki yıllarda Falih Rıfkı Atay gibi kalemşörler bu halden hoşnutsuzlukla bahsedecek, 1920 ruhunu küçümseyeceklerdir. Hatta Falih Rıfkı’ya göre ilk TBMM “gerici” bir meclistir. Neden mi? Falih Rıfkı bir yazısında bu iddiaya dayanak olarak TBMM’nin 28 Nisan 1920’de çıkardığı men-i müskirat yani içki yasağı kanununu öne sürer. TBMM’nin Falih Rıfkı’yı kızdıran ve tarihçiler tarafından çok anlatılmayan bu uygulaması 9 Nisan 1924’e kadar sürmüştür.
Aslında Falih Rıfkı haksızdı. Zira TBMM’de mayalanan 1920 ruhu; çok renkli bir sosyolojinin yansımasıdır. Ayrıca bu topraklarda büyük bir olgunlukla politik çok sesliliğin yaşatılabilme kabiliyetinin canlı örneğidir.
Meclisi teşkil eden mebuslar, ağırlıklı olarak Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adı altında orada bulunsa da politik köken olarak İttihadçılar hatırı sayılır bir renkti. Ayrıca Mütareke Dönemi’nin irili ufaklı siyasî oluşumlarından Meclis’e girmiş olanlar da vardı. Çiftçiler Derneği, Millî Türk Fırkası, Türkiye Mesai Fırkası, Millî Ahrar, Ahali iktisat partilerinin listesinden girenler gibi... Fakat aralarındaki görüş ayrılıkları, kolektif bir dert olan İttihatçı-itilafçı düşmanlığına dökülmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, şahıs ve zümre ayrılıkları üzerinde kalabilecek kadar geniş bir gayede birleşiktir. O gaye ise hem Anadolu’da hem de bütün İslam coğrafyasındaki Batılı işgale karşı sesini yükselten Kuva-yı Milliye ruhudur.
Her şeyden önemlisi, 1920 ruhu, o dönemde varoluş mücadelesi veren tüm Müslüman ülkelerin önüne sunulan “ölümlerden ölüm beğen” kabilinden iki seçenekten ayrı bir alternatifi benimsemiştir. Bu seçenekler; Batı’nın himayesine girmek ile SSCB’nin himayesine girerek Bolşevik olmaktır. TBMM, daha baştan Batı emperyalizmine karşı mücadele ettiğini açıklayarak Batı’ya, saltanat ve hilâfeti kurtaracağını söyleyerek de Komünizme karşı tavır almıştır. Kısacası TBMM, iki ateş arasında, kendine hâs tutum sergileyerek “ideolojik istiklâl” diyebileceğimiz bir irade ortaya koymuştur.
YAHUDİLERİN TEKLİFİ
Fakat TBMM’nin mazlum milletlerin sesi ve ümidi olması dışında ilginç bir olay da yaşanmıştır. Hint Müslümanlarının İngilizlere karşı, gösteri, grev ve boykotlarla TBMM ve Millî Mücadele’yi desteklemesi, Suriye’de Emir Faysal’ın TBMM’ye “Bizi de kurtarın federasyon kuralım” önerisi, Libya’daki Sunusî liderlerden Şeyh Ahmed Sunusi’nin her gittiği yerde milli hareketin bir cihâd olduğu “ İslamiyet’in kurtarıcısı olan ordumuzu” des-teklemenin herkese farz olduğunu ifade etmesi bu çerçevede anlaşılır eylemlerdir. Ama ya Yahudilerin teklifi?
Millî Mücadele henüz sona ermiştir ve takvimler 23 Aralık 1923’ü gösterir. Lozan’da barış görüşmeleri sürmektedir. Tam bu esnada Meclis baş-kanı Ali Fuat Paşa TBMM Genel kuruluna bir müracaatı okutur. Müracaat kendilerine “Türkiye Musevileri” denilen bir grup tarafından yollanmıştır. Mektupta özetle şöyle bir istek dile getirilmiştir:
“Türkiye Musevileri, Doğu’nun kaderi söz konusu olduğu bu sırada daha önce Filistin’de Türk hâkimiyeti zamanında olduğu gibi Araplar ve Yahudiler arasında uyumu sağlamak amacıyla Filistin’de kurulacak bir manda yönetiminin Türkiye Devleti’ne verilmesini teklif ve istirham ediyorlar.”
Mektup okununca milletvekillerinden Rasih Efendi’nin kafası karışır ve söz alarak izahat ister. Bunun üzerine söz alan diğer milletvekillerinden Selâhattin Bey ister istemez Filistin’de Batılıların bir manda kuracağını bunu da asırlardır bu coğrafyayı idare eden Türklerin kabul etmesi gerektiğini söyler. Yine milletvekillerinden Ali Şükrü Bey de dinen bizden ayrı Musevilerin bizim mandamız altına girmek istemelerinin çok büyük bir olay olduğunu söyler. “Biz mandayı reddettik başka devleti manda altına almak olmaz” düşüncesini dile getirir ama yakında Ortadoğu’nun bir barut fıçısına döneceğini, Batılıların barış için ister istemez Türklerin hakemliğine başvuracağını da dile getirir. Bunu söyledikten sonra bir diğer milletvekili Sırrı Bey’in cevabı kısa ama çok şey anlatan cinstendir:
“Sabredelim o günler de gelecek”
Şimdi, bölgemizde olan bitene 2018 senesinden bakınca Sırrı Bey’in dediği vakit geldi mi gelmedi mi bilinmez. Ama bildiğimiz şey, TBMM’nin 1920’deki kurucu ruhu ile mazlum milletlerin davasını korumayı kendisine ilke edinme tavrını her daim genlerinde taşıdığıdır.
Ama “İyi de kaybedilmiş o 1920 ruhu” dediğinizi duyar gibiyim. Ama günlük siyasetin ötesinde yaşananlara bakarsanız TBMM’nin bugün de Ortadoğu’da yine aynı rolü oynamakta olduğunu açıkça görürsünüz. Hem fazla da meraklanmayın zira dememişler mi: Her şey aslına rücu eder!
*Koray ŞERBETÇİ, Star Açık Görüş 29 Nisan 2018
Beğen
Yorum Yap
Yorumlar

15 Nisan, 2019

Abdulhamid devrinde yapılan işler



8 yıl önce
TANIDINIZ MI?
Osmanlı Imparatorluğu - Ottoman Empire
• İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran,
• İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan,
• Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
• Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
• İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
• Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,
• Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
• Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan, (14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
• Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran!
• Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten de!
• Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alanda O!
• Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
• Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
• Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
• Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri moda eden,
• Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
• Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
• Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
• Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
• Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
• Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren,
• Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
• Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır),
• Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur! (İzmir,Dolmabahçe..),
• Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen,
• Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
• Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur, (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
• Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
• Sarayda müzik okulu kurduran, çocuklarına piyano çaldırtan, hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
• Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
• Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur.
• Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin'in göbeği Pekin'de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan da,
• Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu]),
• Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten de!
• Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!
• Kiliselere, sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan’da kilise yapılmasına bile yardım eden),
• Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
• ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
• İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
• Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koyduran,
• Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran,
• Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan,
• Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran (Sirkeci Büyük Postane binası..),
• Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), O!
• İlkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtıran, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa geçen,
• Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) (ör.şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu), Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
• Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
• Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu,
• Lise eğitimi için İdadiler açan (109 tane), (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
• İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran,
• Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani) ,Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için), Bursa’da İpekböcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
• Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..
TANIYAMADINIZ MI?
Hani neredeyse bütün sözde aydınların sövdüğü, öğretmenlerimizin kendi ideolojik yaklaşımı ile anlattığı, baskı yapıyor diyerek, o dönemin şartlarını bile düşünmekten aciz olan insanların sevmediği.. (Neden kimse 1925’deki Takrir-i Sükun Kanununu ile bütün muhaliflerin susturulduğunu düşünmez? Bu dönemde hükümet veya mahkeme kararıyla pek çok yayın organı kapatıldı, özellikle sol yayınlar tamamen yeraltına itilmişti. Ya da İsmet İnönü döneminde 44 gazete kapama emri verildiğini. Yakub Kadri’nin “İsmet Paşa bir polis devleti kurdu dediğini.”
Düşünmeyiz; çünkü o kişilere karşı körü körüne yargılarımız yoktur, at gözlüğü ile değil o dönemin şartlarına göre bakarız tarihe.
İngilizlerin oyunu, İttihatçıların tertibi ile “Din elden gidiyor!” gibi komik bir gerekçe ile 31 Mart vakasına maruz bırakılan,
1895-96’da Doğu Anadolu’da Ermeniler tarafından kurulmak istenen devleti, Hamidiye Alayları ile bastıran, bu sebeple Fransız tarihçi tarafından Kızıl Sultan diye isimlendirilen,
SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN
Belki de gerçekten suçluydu, kötü bir insandı. Çünkü Osmanlı topraklarında petrol araması yaptırıp 65 yerde petrol buldurması, bunun üzerine Musul topraklarını şahsi parasıyla alıp sömürgecilerin eline geçmesine mani olması..
Ya da Yahudilerin 5 milyon altın teklifine rağmen Filistin’e yerleşmelerine izin vermemesi (tahtan indirildikten sadece 8 yıl sonra emellerine kavuşacaklardır), vatan hainliğidir,
Ne bileyim; 240 üyeli Osmanlı meclisine 140 Türk vatandaşı sokmayı beceren İttihatçıları dinlemeyip meclisi kapaması,
Baskı yaparak devletin ömrünü 30-40 yıl uzatması, böylece o yıllarda daha genç bir subay olan Mustafa Kemal’in Türk milletinin kaderinde rol almasına vesile olması suçtu?
Belki de Prof.Dr.Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi;
“Milletimiz bu hükümdarın dehasına çok şey borçludur”
Belki de Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın dediği gibi;
“Osmanlının son hükümdarı, son evrensel imparator II. ABDÜLHAMİD’dir”
Lütfen düşünün bizim kadar köklü tarihi olup ta o tarihe sırtını dönen, iftira atmaktan zevk alan, Osmanlıyı kötülemeyi Cumhuriyetçilik sayan, laik düşünceyle dinin egemen olduğu bir sistemi eleştiren, okumak yerine duymakla yetinen, araştırmadan her konuda uzman olan kaç millet vardır?
Lütfen bu yazılanları tek tek araştırın, belki o zaman ne demek istediğimizi anlarsınız..
Yorumlar

#KIZILBEY Türbesi ve #ÇİRMEN SOKAĞI ... KARACABEY

  Necati Çavdar ,  Angara sokakları  albümüne fotoğraflar ekledi S s e n d p r o t o h k 1 t h 0 i a l 0 8 i f A 0   c g 0 6 2 a 5   2 3 4 2...