16 Ocak, 2019

Mustafa Muğlalı Davası

2 Mart 1950 Muğlalı Davası
Mustafa muğlalı ile ilgili görsel sonucu
Orgeneral Mustafa Muğlalı idama mahkum oldu. Cezası sonra müebbete çevrildi. Karara gerekçe olan olay Van’ın Özalp ilçesinde 33 köylünün öldürülmesiydi. Milli Birlik Komitesi’nin üyelerinden Orhan Erkanlı hadiseyi şöyle değerlendirmektedir:
“Demokratlar, bitmez tükenmez müsademelerde (silâhlı çatışma) eşkıya takiplerinde şehit düşen Türk ordusunun evlâtlarının hesabını soracak yerde kendi siyasi çıkarları uğruna, Kâzım Karabekir’den sonra Doğu’da ilk defa nisbi bir sükunet sağlayan büyük kumandan Muğlalı’yı mahkeme huzuruna çıkarmayı tercih ettiler. Elbette bu uygulamadan devrin hükümetlerinin ve İnönü’nün de haberi vardı. Fakat yiğit Muğlalı, askerliğin, kumandanlığın ezeli kuralına uyarak (kumandan yapılan ve yapılmayan her şeyden sorumludur) suçlamaları üzerine aldı ve neticede ölüme mahkûm edildi.”
 
Asım Gündüz, hayatının önemli aşamalarını anlattığı “Hatıralarım” isimli eserinde zaman zaman döneminin önemli isimleri hakkında bazı ufak bilgiler veya onlarla yaşadığı bazı küçük anıları okuyucuya aktarır. Asım Gündüz, Mustafa Muğlalı hakkında bilgileri “Hatay Meselesi ve Muğlalı” başlığı ile anlatmış:
 
HATAY MESELESİ VE MUĞLALI
 
Atatürk birbiri ardına gerçekleştirdiği inkılâpları ile çok yorulmuştu. Durmadan çalışıyordu. Prof. Afet İnan’la gece gündüz Türk tarihini aydınlatmak çabasındaydı. Hafif rahatsızlık belirtileri de görülmeye başlamıştı. Milli Mücadele’ye başlarken çizdiği “Milli Misak”a dahil olmasına rağmen, Lozan görüşmelerinde halli ileriye bırakılan “Hatay”ın anayurda ilhakı meselesini halletmek istiyordu. Hatay Fransızlardan alınacaktı. İsmet Paşa, başbakan olarak devletin başına bir gaile açmasından korkuyordu. Fransızların Birinci Düya Savaşı’ndan sonraki güçlü Kara, Hava ve Deniz kuvvetinden çekiniyorduk. Ama Atatürk bizler gibi düşnmüyor ve “Fransızlar artık savaş sonu miskinliğine girmişlerdir. Müstemlekeler kendilerini kurtuluşa çağıracak liderleri bekliyor.” diyordu. Celal Bayar kabinesi de bu konuda Atatürk’e gereğince yar olmamıştı. Bunun üzerine komutanlarla bir toplantı yapmaya karar vermişti. Toplantıya Batı Aadolu’daki beş kolordunun komutanları da katılıyordu. Atatürk, Hatay adını verdiği Antakya ve İskenderun’un tarihi ve coğrafi durumunu uzun uzun anlatmış ve burasının Türk yurdunun bir parçası olduğunu söylemişti. Hatay’ın Anayurda ilhakının nasıl ve hangi yolla olacağı hususunda kumandanların fikirlerini sormuştu. Birinci Kolordu Komutanı Korgeneral Mustafa Muğlalı heyecanla söz almış ve şöyle demişti:
 
“Atam!… Siz üzülmeyin. Beni Kayseri’deki 6. Kolordu’ya tayin edin. Bir manevra bahanesiyle kısmi seferberlik yapayım, emrimdeki iki tümen ve Dötyol’daki Dağ Tugayı ile Suriye’ye girip Antakya ve İskenderun’u Fransızlardan alayım… Sonra da siz beni asi ilan eder ve gelir asarsınız. Ama siz üzülmeyin ve arzunuz olsun…”


Atatürk bu sözler karşısında heyecanlanmıştı, kalktı Muğlalı’yı kucakladı ve öptü…
 
Mustafa Muğlalı hakikaten kahraman ve fedakar bir subaydı. İkinci Meşrutiyet’ten önce Rumeli’de Bulgar ve Sırp Komitacılarıyla çarpışmış. Birinci Dünya ve İstiklal Savaşlarına değerli hizmetler görmüştü. İkinci Dünya Savaşı’nda da Trakya boşaltmasında vazife görerek Orgeneralliğe ve ordu kumandanlığına kadar yükselmişti. Milli Mücadele’den sonra Doğu Anadolu’da huzur ve güveni sağlamak için ne yazık ki sonradan politik oyunlara alet edilmiş ve bu değerli komutan tutuklanıp mahkemelere verilmiş ve idam sehpasına bile götürülmek istenmiştir. Bu olup bitenlere seyirci kalan veya Muğlalı’ya bu muameleyi yapan idarecileri ben hiçbir zaman affetmem. Memleket çıkarları hiçbir zaman kısır parti ve şahıs çıkarları önünde yerlere serilmemelidir. Bunu yapanlar hiçbir devirde “Devlet adamı” vasfına sahip değillerdir.


OTUZÜÇ KURŞUN
Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van’da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı…
Yiğitlik inkar gelinmez
Tek’e – tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda…
Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alaçakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.
Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!
Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere…
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri…
Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri…
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi…
Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun…
Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…
Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden…
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına…
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…
Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda
Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…
Ahmed ARİF
http://www.halkinhabercisi.com/2023e-dogru-1915den-2015e-mustafa-kemalin-askerlerinin-vatan-savunmasi-yuz-yillik-yalnizlik-11-kasim-1938-19-mayis-1950
 ///////////////////////////////
Mustafa muğlalı ile ilgili görsel sonucu

FotoÄŸraf

Mustafa muğlalı ile ilgili görsel sonucu
Mustafa muğlalı ile ilgili görsel sonucu

Hiç yorum yok:

kim nerde görmüş ise öyle bilir....... Necati Çavdar

  https://www.facebook.com/photo/?fbid=10155049048712700&set=a.10153847261797700 https://www.facebook.com/photo/?fbid=10150497860737700&...